Tanrılar Uyanıyor | 1

ENES

Seviye 0
Seviye 0
1 Şubat 2019
2
0:45
0
Deneyim Puanı
0
Who Yazar? projesi için yazdığım ve iki haftada bir güncellediğim fantastik bir hikaye!


TANRILAR UYANIYOR


İki adam ıslak, siyah pelerinlerine sarınmış, sönük ay ışığının aydınlattığı Büyük Çayır’dan geçiyorlardı. Birkaç dakika sonra durdular. Eğildiler ve aynı anda bağırdılar. “Yüce Zeus! Çağrımıza kulak ver!” Biraz beklediler ve bir anda beyaz bir ışık, geceyi aydınlattı ve yavaşça söndü. Adamların önünde üç insan boyu kadar ve iki insan genişliğinde, elinde parlak, bembeyaz bir kılıç tutan biri belirdi. Kılıcın kabzasında elma büyüklüğünde mavi yakutlar; parlak, beyaz kısmında ise sarı renkte bir yıldırım işareti vardı.
“Beceremediniz mi?” dedi gür sesiyle Zeus. “Eliniz boş mu geldiniz?” Adamlar titreyerek kafalarını salladı. “Size hiç mi güvenemeyeceğim ben?” dedi ve kılıçla iki adamında kafasını keserek ortalıktan kayboldu.

Bölüm 2

Marky ve Düzen yandaşları yine Genel Merkez’de toplanmışlardı, önemli bir şey olsa gerek, diye düşündü Hoffman. Marky, genç askerin düşüncelerini okuyor gibiydi. “Evet, önemli bir şey.” Hoffman, şaşırdı ve kafasını telefonundan kaldırıp Marky’e odakladı. “Bundan sonra güvenliğimiz olmayacak, o yüzden; kimliğimizi saklı tutmamız gerekecek. Gerek görmedikçe yabancılarla konuşmayacağız. Gerek görmedikçe Genel Merkez’den dışarı çıkmayacağız” dedi Marky, ciddi ses tonuyla. “Ya çocuklar ne olacak, Marky?” dedi umutsuz gözlerle bakan Mary. “Onların eğitimi ne olacak?” diye tekrarladı. Marky, yavaşça kadına ilerledi. Eğildi ve herkesin duyacağı tonda, “Biz veririz eğitim.” Herkes şaşkındı. Marky, grup lideri olduktan sonra fazla kısıtlamacı davranıyordu. Mary ayağa kalktı ve sinirle Marky’e bağırdı. “Yaa, öyle mi “lider”? Son kelimeyi gayet alaycı bir şekilde söylemişti. Marky yaptığı hatayı anlar gibi birkaç saniye yere baktı ve yavaşça odadan çıktı. Genç adam, babasının ölümünden sonra grubun lideri olmuştu. Tüm üyeler, Crowley’e hep “lider” derlerdi ve ona saygı gösterirlerdi. Şimdi ise Marky o saygıyı evet, istiyordu ama kendisine “lider” denmesine henüz hazır hissetmiyordu.
Marky, bahçede ıslak çimlerin üzerinde volta atıyordu. Ay bu gece çok parlaktı. Bahçenin neredeyse her yerini aydınlatıyordu. Kestane saçlı -saçları omzunun biraz yukarısındalardı ve dümdüz iniyorlardı-, siyah gözleri, uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü. Dudağı da kurumuş, koyulaşmıştı. Ciddi bir ifade takınmış, muhtemelen bir şeyler düşünüyordu.

Bahçenin etrafındaki çalılıklardan bir ses duydu. Belinden gümüş renkli, ufak tabancasını çıkardı ve çalılığa doğrultarak yavaşça yanına yürüdü. Marky yaklaştıkça hareket daha da artıyordu. Genç adamın kalbi yerinden fırlayacak gibiydi ve adımları düzensizdi. Biraz da terlemişti. Korktuğu her halinden belliydi.

“Hey, Marky!” dedi bir kız. Marky, hızlıca silahıyla sesin geldiği yere, bahçe kapısına, döndü. Kapının arkasında mavi, kısa saçlı; kısa boylu bir vardı. Kız, adamın elindeki silahı görünce ve bir adım geriledi. “Beni mi vuracaksın?” Marky, kızın kim olduğunu hatırlayınca hayretle silahı beline koydu. Koluyla terini sildi ve kızın yanına ilerledi. Kapıyı açtı ve kız bir anda Marky’nin üstüne atladı, sıkıca sarıldı. Marky’de biraz bekledi ve o da karşılık verdi. “Seni bir daha asla göremeyeceğimi sanmıştım Marky.” Marky’de kafasını salladı ve içeriye geçtiler.
Bölüm 3

İngiltere’de hava bugün biraz soğuktu. Huff ailesi yeşil bir tepeye oturmuş, piknik yapıyorlardı. Ortalık sessizdi...Çok sessizdi. Sessizliği bozan ise Adam oldu. “Baba, sana bir şey soracağım ama dürüst ol.” John, çay bardağını elinden sofraya bıraktı ve oğluna dönerek, “Sor, evlat.” Dedi ciddi bir tonda. Fazla ciddi, diye düşündü Elizabeth. “Baba sence “Olimpos Tanrıları” geri döndü mü? On yedi yıldır yoklar, güçlerini toparlamış olmaları gerek.” Dedi merakla Adam. John, ayağa kalktı ve tepenin ucuna gitti. “Zeus geri dönmüş olabilir.” Dedi ve bir anda amansız bir rüzgar çıktı. Gökyüzü bulutlarla kaplandı...